Transparent White Star

Playlist

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Yorum: Fahrenheit 451



Başlık: Fahrenheit 451
Yazar: Ray Bradbury
Yayın Evi: İthaki
Sayfa Sayısı: 238

Hani bazı kitaplar vardır ya onları bitirdikten sonra daha çok kitap okumak istersiniz. İşte Fahrenheit 451 de o kitaplardan biri oldu benim için. Bu kitapla kitapların önemini bir kez daha anladım. Fırsatım varken daha çok kitap okumalıyım dedim kendime, öyle güzel bir kitaptı yani. 

Öncelikle kitabın isminin ne anlama geldiği ile başlamak istiyorum kitabı tanıtmaya, kitabı okuyanlar çok iyi bilirler bunu ama bilmeyenler için bir de ben söyleyeyim istedim. Fahrenheit 451 kağıdın yanmaya başlama sıcaklığıdır işte kitabın ismi de buradan geliyor. Aslında yazar bu romana öncelikle İtfayeci adını vermiş fakat daha sonradan ismi değiştirmiş bence bu karar çok da yerinde olmuş. Bu ismin kitaba gizem katması bir yana yazar daha kitabı okumadan bizlere bir gerçeği de öğretiyor bu sayede ki benim bu çok hoşuma gitti. Yazarın kitabın ön sözünde de bahsettiği gibi aslında kitabı zorluklarla ilk yayımlatma imkanı bulduğunda ne yazık ki kimsenin ilgisini çekmemiş ve belki de yazarın yolları Hugh Hefner ile kesişmeseymiş biz böylesine güzel ve değerli bir romanı okuma şansına erişemeyecekmişiz. Kitabın ön sözünde aslında bundan çok daha fazlası var ama iyisi mi siz kitabı alın ve ön sözünü de mutlaka okuyun, çünkü kitap kadar ön sözü de çok güzel yazılmış.

Kitabın konusuna geçmeden önce -ki çoğu kişi okumasa bile ne hakkında olduğunu biliyordur diye düşünüyorum- yazarın kitabı yazarken esin kaynaklarının neler olduğunu söyleyeyim ki daha da netlik kazansın. Yazarın ilham aldığı şeyler, Hitler ve Stalin'in bir dönem kitapları yakmaları, Ray Bradbury'nin  büyüüük büyük annesinin yargılandığı ve yanmaktan kurtulduğu cadı avı ile yazarın Roma, Mısır ve Yunan mitolojisine olan ilgisi. İşte bunlar yazarı böyle bir kitap yazmaya itmiş, ne de güzel olmuş. Olaylar değil tabi ki, kitabın yazılması ^^

Kitap Montag adındaki kitapları yakan bir itfaiyeci ve onun kitapların aslına ne kadar önemli olduğunu kavradığı serüveni hakkında. Kitapta anlatılan Amerika'da öyle bir sistem var ki itfaiyeciler yangınları söndürmek için değil aksine yangınları çıkartmak için varlar. Onların görevi kitapları yakmak. Evet yanlış okumadınız, itfaiyeciler kitapları yakıp yok ediyorlar. Nedeni ise çok basit, sistem insanların düşünmesini istemiyor çünkü biliyorlar ki eğer halk okursa düşünecek ve neyin doğru neyin yanlış neyin onların aleyhine ya da lehine olduğunu görecek böylece haklarını savunacak belki de bunun için isyan edecekler ve en önemlisi başkalarının parmağında oynatılamayacaklar. Benim en sevdiğim distopik roman hiç şüphesiz 1984 dür(bu romanı da kesinlikle herkese öneriyorum zira böylesine titizlikle kurgulanmış çok fazla roman ile karşılaşmadım henüz). Ve 1984'te de insanların okumamaları için her şey yapılıyor ki böylelikle istedikleri her şeyi onlara yaptırabiliyorlar, yani Big Brother'ı sevip ona itaat ediyorlar. İşte her iki kitabın da özünde okumak ve düşünmek var ve kesinlikle yabana atılacak bir konu değil. Tabi iki kitabı kıyaslayacak olursak 1984, Fahrenheit 451'den çok daha detaylı ve derin bir şekilde işlemiş konuyu. Yani 1984 okuyan biri aynı derecede bir kitap beklemesin. Çok güzel bir kitap ama bir 1984 değil.

Kitabın başlarında Motag'ı kitapları yakarken bu durumdan oldukça zevk alan bir karakter olarak okuyoruz ama sonraları bu durum Clarisse adında bir kız ile tanıştığı gün değişiyor. Montag neden kitapları yaktıklarını sorgulamaya başlıyor. Kitapları yakmaktan kaçıyor ve düşünmeye, sorgulamaya başlıyor işte 3 bölüme ayrılmış kitabın asıl hikayesi de bence bu noktada başlıyor. Sonrası oldukça heyecan verici. Gerisini anlatmıyorum aman spoiler olmasın!

Aslında başlangıçta kitabı okurken çevirmenlere oldukça kızmıştım, 2 kişi olmalarına rağmen bu nasıl bir çeviridir böyle, Ray Bradbury böyle yazmış olamaz diye baya söylenip durmuştum ama sonradan kötü cümlelerin sadece diyaloglarda sınırlı kaldığını gördüm ve o zaman aslında bu durumun okumayan insanların düzgün bir şekilde konuşamayacaklarının bir göstergesi olduğunu bu yüzden diyalogların bu kadar zayıf bir dil ile kurulduğunu fark ettim. -Umarım durum bundan ibarettir zira aksi taktirde çeviri ciddi anlamda berbat anlamına geliyor.- 

Distopik romanları seviyorum, bize gerçekleri her şeyin daha kötü ile gösteriyorlar ve bu bence ütopik romanlardan daha çok iz bırakıyor insanın üzerinde. 

Bu kadar uzun bir yorum yazmamdan da anlayacağınız üzere ben kitabı çok sevdim, ki çok da uzun bir kitap değil, sayfa sayısı haricinde boyutları da oldukça küçük tutulmuş ki bu kitabı konusuna rağmen sevimli kılıyor benim gözümde. 

Bibliomaniacs Puanı:




Uygun Fiyat Listesi:
DR: 9.75 TL
İdefix: 9.75 TL
Okuoku: 9.75 TL
Kitapyurdu: 10.40 TL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme