Transparent White Star

Playlist

21 Ağustos 2016 Pazar

Youm: Bu Ülke (Cemil Meriç)



Başlık: Bu Ülke
Yazar: Cemil MEriç
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa: 341

"Kitap zekayı kibarlaştırır."

Bu kitap benim Cemil Meriç ile tanışma kitabım. Aslına bakarsanız daha önce kendisinin kitabını okumamak bir yana hakkında araştırma dahi yapmamıştım. Onunla ilgili bildiklerim sadece duyduklarımdan ibaretti diyebilirim. Çok yazık etmişim! Neyse ki kitabın ilk bölümünde Cemil Meriç'e dair bir çok şey öğrendim. Öğrenmenin yaşı yoktur diye kendimi rahatlatıyorum şu sıralar...

Bu Ülke 341 sayfadan oluşuyor. Girişte 'Entellektüel Bir Otobiyografi' daha sonra 'Cemil Meriç Kronolojisi' ni okuyorsunuz ve nihayetinde sayfa 73'te asıl kitabı okumaya başlıyorsunuz. Kitabın bir diğer güzelliği ise yaklaşık 40 sayfalık 'Kanaviçe' bölümü. Bu bölüm olmadan kitaptan ne anlardım ya da bir yandan sürekli internette araştırma yapacağım için kitabı ne zaman bitirirdim hiç bilemiyorum.

Ben görüşünü okurla açık bir şekilde paylaşan yazarları çok seviyorum, görüşleri bana uysun ya da uymasın... Bu kitap da tamamen Cemil Meriç'in dünya görüşünden oluşmakta. Üstü kapalı cümleler yok, ne demek istiyorsa o. Gerçi ne kadar bilgi birikimimiz varsa o kadarını alıyoruz ya kitaptan, işte bu başka bir mesele. Zaten Cemil Meriç kitabın bir bölümünde de yazarların anlatmak istediklerini okurun ilk okumada anlayamayacağını söylüyor. İşte bu nedenle kitabı çok defa okuyup eskitmek niyetindeyim. Merak ediyorum daha sonraki okumalarımda neler alacağım kitaptan.

Bu kitap benim için okuması en güç kitaplardan biri arasına girdi çünkü Meriç'in bahsettiği bir çok şeye yabancıydım. Kanaviçe bölümü vardı ama tam anlamıyla yeterli olduğunu söyleyemem, olmasaymış hiçbir şey anlayamayacakmışım ya orası ayrı. Neyse ki yazarın her bölümün ardında uzunca bir boşluk bırakılmış ki kendi araştırmamı yapıp not alma şansım oldu.

Lafı uzatmaya gerek yok, kitabın benim ya da bir başkası tarafından anlatılmaya da ihtiyacı yok bence. Ben sadece okuduğum için çok mutlu olduğum bu kitabı ve hakkındaki görüşlerimi paylaşmak istedim. Bu Ülke'yi okumanın haklı gururunu da paylaşmasam olmazdı değil mi?. ^^

Bana kendimi binlerce defa cahil hissettiren ama bir yandan da her anlamda tatmin eden bu kitabı okumayan herkese okumasını tavsiye ederim. Bir de eğer bu tarz kitapları okumayı seviyorsanız Aliya İzzetbegoviç'in Zindandan Notlar adlı kitabına ve George Orwell'ın denemelerine bir göz atabilirsiniz...

Satın almak için tık tık... 
(Satın alın bence.)

Bibliomaniacs Puanı:

16 Ağustos 2016 Salı

Yorum : Cemile

 

Başlık : Cemile 
Yazar : Orhan KEMAL
Yayınevi : Everest Yayınları
Sayfa : 150

Bu zamana kadar bir Orhan Kemal kitabı okumamış olmanın ne büyük bir hata olduğunu bu kitabı okuduğumda daha iyi anladım. Doğrusu bunun eksikliğini çok yaşamamıştım yani niyeyse son bir kaç ayı düşünmezsek Orhan Kemal ile çok karşılaştığımı söyleyemeyeceğim (Kitap alışveriş sitelerinde falan) Bu birkaç aydır etrafımdakiler Orhan Kemal okumalısın dediklerinde araştırmaya başladım ve Cemile'nin en iyiler arasında olduğunu görüp hemen sipariş ettim. Konu itibariyle de ilgimi epey çekmişti ama ne yalan söyleyeyim bu kadar etkileneceğimi hiç mi hiç beklemiyordum. Uslüp olarak Sabahattin Ali'ye benzetiyorlar ama benim pek hayranı olmadığımı bilirsiniz o yüzden ben bu yoruma katılmayacağım çünkü gerçekten Orhan Kemal'in uslübuna hayran kaldım. Bir kitap bu kadar mı içine alır ve sanki yaşıyormuş gibi okunur diye geçirdim okuduğum her sayfada. 

Orhan Kemal'in uslübu oldukça yalın ama aynı zamanda büyüleyici. Benim en sevdiğim kitaplar kitabın kapağını kapattığımda hala o duyguyu yaşıyorsam onlardır işte. Cemile de bunu yaşadım ; kitabı okumayı bıraktım ama aklım hala fabrikada, Cemilede kaldı.

Yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren ama yine de mutlu olmayı başarabilen insanların hikayesi bence bu kitap. Hatta bir yerde zeytin ekmek ve çaydan oluşan kahvaltılarını iştahla yiyen aileden bahsedilince tüylerim ürperdi. Bu kahvaltı iştahla nasıl yenir dedim önce ve sonra kendi halime acıdım. Bir internet sayfasında bu kitap için Orhan Kemal çokkültürlü Türkiye panoramisi çizmiş demiş. Çok doğru. Kitapta her telden insan var. Ana karakterimiz ve ailesi Boşnak, bunun yanında Yahudide var müslüman da, fakiri küçümseyen zengin de var küçümseyen bakışların ne ifade ettiğini anlamayacak kadar temiz olan fakir de, okumuşta var cahil de hatta İtalyan bile var^^ Bir de çıkarı uğruna herkesi kullanan insanlar var. Yani 150 sayfada güzel bir bakış atıyorsunuz o dönemin Türkiyesine.  

"Küçük Adamın Romanı" serisinin 3. kitabı Cemile. Bunlardan ilki Baba Evi ikincisi ise Avare Yıllar. Kitaplar birbirinden bağımsız olarakta okunabiliyor ama yine de ben Cemile'yi almadan önce bunun bir üçleme olduğunu bilseydim Baba Evi ile başlamayı tercih ederdim. 

                                                        Bibliomaniacs Puanı : 

                                                   


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Yorum: Aylak Adam



Başlık: Aylak Adam
Yazar: Yusuf Atılgan
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa: 156

Aylak Adam sanırım şimdiye kadar gerçekten hakkını vererek okuduğum nadir kitaplardandır. Kitap 156 sayfa ama ben bir o kadar da üzerine yazılmış makale okudum. Bay C. okuduğum en ilginç karakterlerden birisi ama birçoğuna göre neden böyle olduğunu anlamak hiç de zor değil. İşte bu nedenle bu kitap en sevdiklerimin arasında. Fakat buna rağmen bu yazımda kitaba haksızlık edecekmişim gibi hissediyorum çünkü ben sevdiğim kitapları layıkıyla anlatamıyorum. Ama bu sefer bunun olmaması için daha çok çaba sarf edeceğim çünkü 'Aylak Adam'...

Başlangıçta okurken aklıma sık sık Camus'nun Yabancı'sı geliyordu. Bir süre sonra bu duygudan kurtulmuş olmama rağmen az önce altını çizdiğim satırları okuyunca aslında her iki karakterin de ne kadar benzer olduğunu gördüm. Fakat aradaki en büyük fark şüphesiz ki Meursault'un davranışlarının ardında yatan sebebi çözememem. İşte su nedenle de benim için Aylak Adam çok daha değerli. 

Bu kitabı okurken onun konusundan ziyade Bay C.'ye ve karakterine odaklandım ben. Onu anlamak için altını çizdiğim o kadar satır var ki. Hayatımda okurken en çok zevk aldığım ve onu gerçekten de okuduğumu hissettiğim nadir kitaplardan biridir belki de Aylak Adam. O satırlar üzerine düşündüm, düşündüm... Ve bir şekilde Bay C.'yi anladığımı da düşünüyorum açıkçası.  

Aylak Adam'ı ne kadar çok sevsem de hakkında anlatacak daha fazla şeyim yok. Bazı kitaplar hakkında çok konuşulamaz, o kitaplar sadece okunur. İşte bu kitap da benim için onlardan biri. Sadece şunu söyleyebilirim ki kitaplığımda bu kadar altını çizdiğim, bir o kadar da üzerine not aldığım başka bir kitap yok. Bu kitap aylak bir adam hakkında olabilir ama aylak bir kitap okumaktan çok uzakta.

Yine de 'bu kitabı okumamı önerir misin?' deseniz, evet okumalısınız kesinlikle ama seveceğinizin garantisini veremem çünkü bu kitap çok farklı bir çizgide ve herkesin okumaktan zevk alacağı bir kitap değil kesinlikle. 

Satın almak için tık tık...

Bibliomaniacs Puanı: 

 

13 Ağustos 2016 Cumartesi

Yorum : Sineklerin Tanrısı (Yorum #2)


Başlık: Sineklerin Tanrısı 
(Lord of the Flies)
Yazar: William Golding
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa: 262

"Sineklerin Tanrısı'na roman demek yersizdir; çünkü bu kitap bir roman değil, gerçekçi bir anlatımla yazılmış olmakla beraber bir alegoridir, yani simgesel anlamları olan bir öyküdür."diyor kitabın sonsözünde çevirmen Mina Urgan. Kitabı tam olarak anlatan en iyi cümle bu bence. Bu öyle bir kitap ki hakkında oturup saatlerce hiç usanmadan konuşabilirim, o derece derin. 

Kitabın Mercan Adası kitabıyla benzerliği, Ralph ve Jack karakterlerinin o kitapta da olması gibi konulara girmeyeceğim çünkü heryerde bunlar yazıyor zaten ama kitabı birazcık anlatmak gerekirse atom savaşı sırasında güvenilir bir yere götürülmek istenen çocukların uçağı düşer ve ıssız bir adada çocuklar yaşamaya çalışırlar. En başta her şey eğlenceli görünürken elbette ki çağımızın en büyük problemlerinden biri olan "güç" sıkıntısı doğar ve liderlik duygusu adayı birbirine düşürür. Bundan sonra o cennet adanın nasıl cehenneme dönüştüğünü ve o çocukların dahi içlerinde nasıl vahşilerin olduğunu görürüz. İçim acıyarak okudum desem yanlış olmaz.


Kitaptaki en önemli ve kilit karakter kesinlikle Simon. Eğer kitabı henüz okumadıysanız bu karaktere odaklanın ve özellikle sineklerin tanrısıyla olan konuşmasını iyice anlamaya çalışın. O konuşma derin anlamlar içerir^^ Spoiler olmasın ama Simon biryerde şunu söyler : " Bizden başka canavar yok belki."  Bu cümle benim için üzerinde uzun uzun düşünülecek derin anlamlara sahip. 


Kitaptaki karakterlerin hepsi simgesel anlamlara sahip aslında. Mesela domuzcuk... Asıl isminin kitap boyunca öğrenilememesi bile ne kadar ezik bir karakter olduğunu gösteriyor ama neden ezik bu karakter? Aslında adanın en mantıklı konuşan çocuğu olduğunu kitabı okudukça göreceksiniz. Domuzcuk kör denecek kadar miyop, şişko ve astımı olan bir çocuktur. Şimdi düşünelim acaba neden bu kadar eziliyor.


Okumayan arkadaşlara şiddetle tavsiye ettiğim anlaşılmıştır zaten. Şunu da belirtmem gerekiyor ki öyle bir günde bitirilir çok sürükleyiciydi diyemem kitap için aksine yavaş yavaş ve düşünülerek okunmalı. Bu yüzden biraz yavaş ilerleyen bir kitap ama kesinlikle muhteşem.


Son olarak Mina Urgan'ın yazdığı sonsöz kesinlikle okunmalı. Kitabı okurken akılda oluşan bazı belirsizlikler sozsözde çok net anlatılmış. 


 
Bibliomaniacs Puanı: 
              



12 Ağustos 2016 Cuma

Ağustos 2016 Kitap Alışverişi



Her kitap alışverişi güzeldir ama sanki bu ay yaptığım alışveriş daha bir muhteşem değil mi? Birine başlasam aklım diğerinde kalıyor ve sanki oturduğum yerden hiç kalkmadan bir çırpıda hepsini okuyup bitirmek istiyorum. Hatta çok mu açlık yaptım bilmem ama üç kitaba aynı anda başladım ve elimde bitirmediğim bir kitap varken. Bu yüzden kendime acilen bir sıra yapmam gerek yoksa sonum pek iyi durmuyor.  

Bu ay kitap alışverişimi farklılık yaparak idefixten yaptım - aslında bunun sebebi İngilizce kitap alıyor olmam - Kargom 2 parça halinde gelmiş olsada gözüme hiç batmadı ve ben idefixten alışveriş yapmayı çok sevdim ve de çok hızlılar. He bir de 2 ayrı kargoyla 2 farklı  Sabitfikir dergisi gelmiş oldu^^ Yaseminler, Heba ve Leylim'i ise bugün DR'dan aldım. Aslında kucağıma doldurup kasaya gitmeye niyetlendiğim daha çok kitap vardı ya neyse abartmayayım.

1) Biz İnsanlar - Peyami Safa : Reşat Nuri'ye olan takıntımdan bahsetmiş olmalıyım. Bu takıntı yüzünden lisedeyken sadece Reşat Nuri okudum ve sonrasında da kendimi diğer yazarlara kapadım. Tabi ki yaptığım pek bir anlamsızdı bu yüzden ben de bu hatamı düzeltmek için her ay Türk Edebiyatından bir yazarın kitabını almaya karar verdim. Biz İnsanlarla başlayalım bakalım.

Not : Evet evet Dokuzuncu Hariciye Koğuşunu da okumadım :(

2) Sineklerin Tanrısı - William Golding : Namını cok duyup inatla okumadığım bir kitap daha. Şu an bu kitap bitmek üzere ve iyi ki dediklerimden. Yorum yakın zamanda gelecek^^

3) Leylim Leylim - Ahmet Arif'ten Leyla Erbil'e Mektuplar : Geçenlerde arkadaşımın ısrarı üzerine aklıma düştükten sonra amaaan o kadar aşk beni boğar diyip almaktan vazgeçtiğim kitap. Bugün dr'da Yaseminler kitabını ararken bir anda kendimi leylim kitabını isterken buldum ve bunun bir işaret olduğunu düşünüp kitabı aldım. Bakalım kitap beni şaşırtacak mı?

4) All the Bright Places - Jennifer Niven : İngilizce kitap okumaya uzun bir ara verdiğim için okullar açılmadan önce ingilizce okumanın iyi geleceğini düşündüm. Basit ve akıcı bir kitap seçemeye çalıştık bibliomaniac arkadaşımla. Umarım severim.

5&6) Heba & Gölgesizler  - Hasan Ali Toptaş : Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarıyla takip ettiğim bloglarda çok karşılaşır olduktan sonra bir de seminerde hocamızın övmesiyle dayanamayıp önce Gölgesizleri sonra da dr'dan Hebayı aldım. Öncelikle Heba ile başlamayı düşünüyorum. Konusu beni inanılmaz cezbetti.

7) Yaseminler Tüter mi, Hala? - Alev Alatlı : Seminerde bir hocamızın bu kitap için söylediklerini siz de duysanız heralde dayanamayıp koşarak gidip kitabı alırdınız. Dahası ben bu yazarı da ilk kez duydum, çok mu cahilim acaba? Hocamızın dediğine göre bu kitabı okumayan çok şey kaybetmiş, kesinlikle ve kesinlikle okumalıymışız vb. Bugün dr'dayken yazarımızın daha çok başka  kitapları olduğunu da gördüm ve eğer gerçekten bu kadar iyi bir yazarsa bu zamana kadar tanımadığım için utanacağım. Görücez.

8) Satranç - Stefan Zweig : Bu kitap çoktaaan bitti bile zaten minnacık kısacık bir şey. Peki bibliomaniac arkadaşımın övdüğü kadar var mıydı? Kesinlikle.

9) Cemile : Orhan Kemal : Kitaplığımda hiç Orhan Kemal kitabı olmadığını fark ettiğimde almaya karar verdim bu kitabı. Konusu da baya ilgimi çekti. Kitap yoksul kesimlerin ayakta kalma çabasını ve direnişlerini anlatıyor. Beklentim çok büyük^^

10) Mesela - İskender Pala : Veee son olarak İskender Pala. Kitabı gördüğümde dahi öyle mutlu oluyorum ki okuduğumda ki halimi siz düşünün. Dahası bu kitap bir harika. Doğrusu konusunun dahi ne olduğunu bilmeden aldım ama okumaya başlayınca hata yapmadığımı anladım. 


11 Ağustos 2016 Perşembe

Yorum: Mars Yıllıkları (Ray Bradbury)



Başlık: Mars Yıllıkları
Yazar: Ray Bradbury
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa: 382

Çok ilginçtir ki farkında olmadan son üç yıldır her yıl 1 tane Ray Bradbury kitabı okuyormuşum. Arada bu kadar zaman farkı olduğunu sanmıyordum ama durum budur. Ve her ne kadar Fahrenheit 451'in tadını diğer kitaplarında bulamasam da sanırım arayışıma gelecek yıl da ondan sonraki yıl da devam edeceğim. İthaki Bradbury kitap tasarımlarını değiştirmeyi düşünmediği müddetçe bu yıl bitmeden yazarın yeni bir kitabını almaya niyetim yok ne yalan söyleyeyim.

Çoktan kitaba karşı ne düşündüğümü anlamışsınızdır ama ben yine de kısaca duygularımdan ve kitaptan bahsetmek istiyorum. 

Mars Yıllıkları bilim-kurgu kategorisinde göreceğiniz bir Bradbury kitabı. Adından da anlaşılacağı üzere Mars'ta geçen olayları konu alıyor. Ama kitabın bilim kısmı sadece bundan ibaret. Bu da gerçek anlamda bu kitabı bilim-kurgu kategorisine sokar mı işte ondan emin değilim. Gerçi Marslılar da geçiyor kitapta ama bunun üzerine çok da değinilmemiş. Bu yönden bence klasik bilim-kurgu kitaplarının dışında bir kitap Mars Yıllıkları. (Tamam tamam... Mars+ gelecek+ uzayda seyahat+ uzay araçları = bilim-kurgu ama bana hiç de öyle hissettirmedi ne yalan söyleyeyim.)

Ray Bradbury bu kitabı aslında 1940 yılında kısa hikayeler şeklinde yayınlamış ve bu hikayeler 1950 yılında da birleştirilip bir kitap olarak basılmaya başlanmış. İşte bu durum hikayeler arasında bir bağlantı olmamasını net bir şekilde açıklıyor tabii sondaki sürprizi saymazsak. Kitabın ana konusu ise insanların Mars'a gidip kolonileşmesi. Bu süreçte Marslılar ile olan etkileşimi vs...

Kitap özünde farklı tarihlerde yayınlanan kısa hikayelerden oluşsa da bir bütün halinde okunması çok daha verimli olacaktır okur için. İşte beni kitaptan soğutan sebeplerden bir tanesi de bu oldu. Kitabı çok uzun bir zaman dilimine yayarak okudum. Ve bingo! Kitaptan neredeyse nefret ettim. Her ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünseler de bir kronolojik sıralaması var ve ben önceki hikayeleri unutmuş oldum çoğu zaman. Yani bu kitabın benim için ziyan olmasının tek sebebi yine benim. Bir de tabi bir çok kişi kitabın şiirsel bir anlatım ile yazılmış olduğunu söylüyor ama ne yazık ki ben kitabın çevirisini okudum. Bir hata daha. Yani imkanınız varsa siz benim yaptığım hatayı yapmayın ve kitabı orijinal dilde okuyun.

Kısacası kitap bilim-kurgu türünü gerçekten sevenler için biçilmiş bir kaftan olabilir ama benim gibi bir distopya hayranı ve  Bradbury'nin Fahrenheit 451'ini okuyup aynı hazzı alacağını düşünenler için çok da etkili olmayacaktır, benden söylemesi.


Bibliomaniacs Puanı:




6 Ağustos 2016 Cumartesi

Yorum: Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Canıgüz)



Başlık: Oğullar ve Rencide Ruhlar
Yazar: Alper Canıgüz
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa: 204

"Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum."

Kitabı okumaya başladığımda 'Aha! Bir Holden ile daha karşı karşıyayım.' diye düşünmüştüm. Ama okumaya devam ettikçe -Salinger'ın toprağına haber gitmesin- bu kitabın çok daha güzel olduğu kanısına vardım. Bence tabi. 

Oğullar ve Rencide Ruhlar 5 yaşındaki Alper Kamu adlı karakteri konu alıyor. Çocuğumuz pek bir zeki. Sanırım 'çocuğumuz' dediğimi duysa canıma okur, öyle bir karakter. Kitabı okurken öylesine kendimden geçmişim ve sanırım düşünmeyi bırakmışım ki sonuna geldiğimde 'Eh, bu baya polisiye bir roman' dedim kendime. İçinde yok yoktu, polisiye, felsefe... En sevdiğim yanıysa yazarın bir çok edebi esere/yazara/karaktere çok zekice atıfta bulunması oldu. Bir kitapta başka eserlerden incelikle bahsedildiğini görünce birden o kitaba/yazara karşı büyük bir hayranlık besliyorum elimde olmadan. Bu kitabı da bu yönüyle çok sevdim. 

Sevmediğim yanı demeyelim ama beni rahatsız eden bir iki nokta vardı ki onlar da : 1. Karakterin yaşının bu denli küçük olması. 
     2. Her ne kadar gerekli olsa da 'Böyle Uyurdu Zerdüşt' adlı bölümün beni sıkması.

Bu iki nokta dışında kitapta sevmediğim noktalar vardıysa bile çoktan kendilerini hafızamın puslu bölgelerine göndermiş bulunmaktayım. 

Kısacası ben bu kitabı çok sevdim. Uzun zamandır böylesine sürükleyici bir roman okumamıştım -sanıyorum-. En kısa zamanda yazarın diğer kitaplarını da okuyacağımdan emin olabilirsiniz. 

Son olarak daha önce yapmadığım bir şeyi yapacağım ve içerikten değil ama kitabın kendisinden bahsedeceğim. 

  • Kapak tasarımı kesinlikle ve kesinlikle kitap ile harika bir uyum içerisinde. Murat Yılmaz oldukça başarılı bir iş çıkarmış diyebilirim. 
  • İletişimin kitap omurgasını sade tutmasına bayılıyorum zaten. 
  • Kitap olarak okurken en çok zevk aldığım kitaplar ise boyutları ortalama olup da esnek olan kitaplardır ki bu da onlardan biri.
  • Kitaplar ile kafasını bozmuş biri olarak sayfaların kalınlığına bile bakan biri olarak bu kitabın kağıt kalitesini de sevdim.
  • Amma velakin kitabın il ve son sayfası hariç diğer sayfaların omurga ile bağlantısı koptu kopacak. Haşin bir okur olsam kitap parçalanacakmış gibi hissediyorum ve bu durum oldukça sinirimi bozdu. (Sırf bunu söylemek için durduk yere sitede yeni bir format deneyip 4 madde ile kitabı övüp sonra da şikayetimi dile getirdiğimi fark etmediğinizi söyleyemezsiniz. Ne yapabilirim, kitap denildi mi aşırıya kaçabiliyorum...)  
Bibliomaniacs Puanı:


13 Temmuz 2016 Çarşamba

Yorum: Kuşlar Da Gitti



Başlık: Kuşlar Da Gitti
Yazar: Yaşar Kemal
Yayınevi: YKY
Sayfa: 79


- "İnsanlık öldü mü?" dedim.
- "Yok" dedi, "ölmedi, ölmedi ama bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
- "Kuşlar da gitti."
İnsanlıkla beraber kuşlar da bir bir yok oldu gitti…


Yazarın okuduğum üçüncü kitabı Kuşlar Da Gitti oldu. Bu kitap diğerlerinden farklı olarak günümüze daha yakın bir zaman diliminde ve şehirde geçmekte. Ama Yaşar Kemal'in kalemi yine tanıdık geliyor okura. 

Birçok kişi yazarın bu kitabını çok başarılı bulmasa da sanırım kuşlara olan ilgimden dolayı ben aynı şekilde düşünmüyorum. Her ne kadar yavaş bir şekilde okuyabilsem de kitaplarını ben okuduğum üç kitabı da sevdim ve yazarın diğer eserlerini okumak için can atıyorum diyebilirim. Bu kitap ise belki anlatımı ile değil ama vermek istediği mesaj ile oldukça önemli bir yere sahip. 

Herkese değil ama yavaş ilerleyen kitapları okumayı sevenlere bu kitabı okumalarını tavsiye ederim.


"Niye böylesine insanlar insanlığı unuttular?"


Bibliomaniacs Puanı:




6 Temmuz 2016 Çarşamba

Yorum: Gül Yetiştiren Adam



Başlık: Gül Yetiştiren Adam
Yazar: Rasim Özdenören
Yayınevi: İz Yayıncılık
Sayfa: 144


"Ağlamak... yalnız gözyaşı dökebilen insan anlayabilir bazı şeylerin hikmetini."

Merhabalar...

Öncelikle bu yaz bu blogda Türk edebiyatına ait birçok kitap göreceğinizi söylemeliyim. Kendimce böyle bir karar aldım ve ne olursa olsun kendime verdiğim bu sözü bozmamaya kararlıyım. Kendi mis gibi dilimiz, yazarlarımız, edebiyatımız varken benim yabancılara bu denli zaman ayırmam oldukça yersiz bir ısrardı. Geç de olsa bu hatamın farkına vardım. Edebiyat, kitap ayrı bir dünya tamam ama kendimize ait bir şey varken... Ve blogda bahsedeceğim kitapların sırasını da kafamda belirlemiştim aslında fakat bugün ani bir kararla bu kitabı tüm listeyi acımdan değiştirerek başa aldım. Nedeni ise tabi ki kitabı çok sevmem. Bir şaheser değil belki ama beni özellikle bir sayfasında çok etkiledi. 'Sen ne yapıyorsun böyle?' dedirtti. O yüzden kitaba dair düşüncelerim aklımdan uçup gitmeden hemen bunları yazıya dökmeliyim dedim.

Rasim Özdenören ile bu kitabıyla tanıştım, siz de takdir edersiniz ki bu oldukça geç bir tanışma oldu. Bir çok kitaba işte böyle haksızlık ettim ben yıllarca. Hangi kitabı ile okumaya başlayacağımı bilemediğim için internette bir araştırma yapmaya koyuldum ve bu kitabında karar kıldım. İyi de bir tercih yaptığımı düşünüyorum açıkçası. 

"Hiçbirimiz kendimize ait yerlerde gezinmiyoruz."

7 Güzel Adam'a ait bir özellik midir bilinmez çünkü Cahit Zarifoğlu da öyle.. ama bu adamlar çok karmaşık yazıyorlar be! Fakat Zarifoğlu'ndansa Özdenören'in kalemine daha hızlı alıştığımı söyleyebilirim. 

Gül Yetiştiren Adam oldukça farklı bir kitap. Yazar iki farklı dünyayı konu almış bu kitabında. Aslında gelmiş olduğumuz noktaya bir eleştiri niteliğinde yazılmış bir kitap olduğunu da söyleyebilirim. Sonunda ise bu iki farklı yaşamı bir yerde kesiştirmiş Özdenören. Ben böyle kurguları seviyorum. Aslında başlangıçta birbirinde farklı zaman dilimlerine ait iki farklı olaya tanık oluyormuşuz izlenimi vermiş yazar. Biri Batı etkisinde kalmış yeni dünyamız diğeri ise bize ait olan. Ve zamanla bu yeni, göz kamaştıran dünyanın içerisinde kayboluşumuz... Kitabında sonunda ise hiçbir soru işareti kalmıyor okurun aklında. He şey anlam kazanıyor ve 'Allah bizi!' diyor insan ya da en azından be öyle dedim. Biraz tokat niteliğinde oldu bu kitap benim için. 

Tabi sevdiğim kısımlar kadar sevmediğim kısımlar da vardı bu kitapta. Çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama kitapta beni iten en önemli nokta kitabın adının 'Gül Yetiştiren Adam' olmasına rağmen kitapta bu adama çok az değinilmesi. Bazıları tabi bu durumu sevmiş olabilir ama ben çok sevmedim ne yalan söyleyeyim.

Lafı daha fazla uzatmıyor ve bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. 

Keyifli okumalar...

"Lüzumundan fazla ciddiyiz.. belki de bunun için mutlu olamıyoruz..."




Bibliomaniacs Puanı:




2 Temmuz 2016 Cumartesi

Yorum : Eşikte





Başlık : Eşikte
Yazar : Ali TEOMAN
Sayfa : 154
Yayınevi : YKY

Kısacık, ya metroda ya da okulda boş derslerde okuyup bitirebileceğim bir kitap arayışındayken rastladım bu kitaba ve hemen sipariş ettim. Genellikle okuduğum yazarların kitaplarının sayfa sayılarının çok olması ve bibliomaniac arkadaşım ile okuduğumuz tarzların birbirinden farklı olmasından dolayı farklı yazar arayışına girmiştim ve bu kitaba rastladığımda dedim ya hiç düşünmeden kitabı da yazarı da araştırmadan sipariş ettim çünkü önyargısız hiç bilmeden okumak istedim kitabı. Ha, doğru mu yaptım? Orası tartışılır...

Kitap için roman denildiğine bakmayın, kısa kısa bölümlerden oluştuğu için bana sanki bir roman değilde bir öykü kitabı okuyomuşum hissi verdi. Kitabın her bölümü insanın içini acıtan cinsten, üzülerek okuyorsunuz adsız kadın ve erkek karakterlerin hikayelerini..

Ben bu kitabı sevdim mi diye sorarsanız o konuda emin değilim. Bence bu konudaki temel etken zamanlama. Bu kitaptan önce okuduğum kitap ( yakaza ) konu bütünlüğü olmadığından beni öyle hayal kırıklığına uğrattı ki hemen ardından başarılı bir roman okumak istedim ve o roman yapısını bu kitaptada bulamayınca bütün hevesim kaçtı. Ama yazarın iğneleyici, ironik dili kesinlikle ayakta alkışlanmalı.

Satın almak için tık tık... 

Bibliomaniacs Puanı : 














30 Haziran 2016 Perşembe

Yorum: Ben Bir Gürgen Dalıyım


Başlık: Ben Bir Gürgen Dalıyım
Yazar: Hasan Ali Toptaş
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa: 98

"...yüzyıllardır çözülemeyen acayip bir bilmeceydi insan. Derinlerden daha derin bir sırdı ya da, ucu bucağı olmayan, içi pisliklerle, içi eşsiz güzelliklerle dolu, alabildiğine karanlık ve karmakarışık bir evrendi."

Uzun bir süredir Hasan Ali Toptaş'ın bir kitabını okumak istiyor fakat bir türlü hangi kitabından başlamam gerektiğini bilemiyordum. İmdadıma Baldanberi yetişti, Baldanberi Gizem, attığı bir snapte onun da ilk defa Hasan Ali Toptaş okuyacağından ve yayınevinin fuar standında duran bir çalışanının bu kitap ile başlamasını tavsiye ettiğinden bahsetmişti. Benim de aklımda kalmış bu ve geçtiğimiz hafta siparişini verirken bu kitabı da hemen sepete ekledim. 

Ben Bir Gürgen Dalıyım aslında bir çocuk kitabı. Ben çocuk kitaplarını kendimce iki kategoriye ayırıyorum; Çocuklar için Çocuk Kitapları, Yetişkinler için Çocuk Kitabı. Hepimizin içinde bir çocuk yok mudur zaten... İşte bana göre bu kitap da Yetişkin Çocuk Kitapları kategorisine ait. 

Masalımsı bir anlatımı var yazarın. Ama değindiği nokta çok derin, mühim. Yazar vermek istediği mesajı bir gürgen ağacının ağzından vermiş. Sadece doğa ve insanın çatışmasını konu almış gibi görünse de ben aslında çok daha büyük bir meseleyi dile getiriğini düşünüyorum yazarın bu kitapla. Kitabı okurken altını çizdiğim birçok cümle oldu. Çoğu cümlesi insanı okurken bir yandan düşündürüyor bir yandan da tarifi imkansız bir hüzne boğuyor. O cümlelere şöyle bir dönüp baktığımda yazara tekrar tekrar hak veriyor ve hayran kalıyorum. Ben Hasan Ali Toptaş'ı şimdiden sevdim. Diğer kitaplarını da en yakın zamanda okumak istiyorum ama yine hangi kitabı ile devam etmem gerektiğini bilmiyorum. Bu sorunuma çözüm bulduğum an yeni yorumlar da gelecektir sayfaya. Ama ben şu an lafı çok uzatmadan, altını çizdiğim birkaç satırı buraya eklemek istiyorum. Zaman zaman kendim dönüp bakar, ders çıkarırım ya da sizi de bu kitabı okumaya teşvik eder diye...

"Keşke insanlar dünyayı sevmeyi öğrense; yaşadıkları topraklarda birer misafir olduklarını anlayıncaya ve çocuklarına daha yeşil bir gelecek hazırlamanın bilincine erişinceye kadar, ne yazık ki bu katliam böylece sürüp gidecek!"

"İnsanların büyük bir bölümü, birçok güzelliği göremezdi.Büyük bölümü, birçok güzelliğe dokunamazdı.Onlar, birer uyurgezer gibi, geçip giderlerdi güzelliklerin yanından. Ya da, kafalarına taktıkları başka bir güzelliğin peşinden koşarken, onun uğruna, birçok güzelliği de ayaklarının altına alıp hiç farkına varmadan acımasızca ezerlerdi."

"Sağırdı çünkü o; kokularıma da, yeşillerime de, duruşuma da sağırdı. Sözün özü, insanoğlu benim soyumun dilini çözememişti henüz; kokuca konuşsam da anlamazdı, renkçe konuşsam da..."

"İnsanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar,böceklerle otlar,hayvanlarla taşlar değil,ancak insan karşı koyabilirdi. Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu..."



Bibliomaniacs Puanı:



30 Nisan 2016 Cumartesi

Nisan Ayı Kitap Alışverişi - 2016

Taşınırken yanıma birkaç tane kitap almış ve bu kitapları bitirmeden yeni kitaplar satın almayacağıma dair kendime söz vermiştim ama aradan 7 ay geçmesine rağmen o kitapların çoğunu henüz bitirebilmiş değilim ve aksine bir sürü kitap alıp okudum ya da satın almasam da kütüphaneden edindim okuduğum birçok kitabı. Peki pişman mıyım? Tabi ki hayır! Yavaş yavaş kştaplığımdaki kitapları da bitirmeye çalışıyorum ama bir yandan da kitap sitelerinin yapmış oldukları indirimlere dayanamıyorum. İdefix bunlardan bir tanesi. Ve bugün de bahar kampanyasının son günü. Gerçekten güzel kitaplar var kaçırmayın derim. Ama şimdi ben hangi kitapları almışım ondan bahsedeyim.


Bu kitabı hemen herkes biliyordur sanırım zira her türlü sosyal paylaşım sitesinde adını ya da fotoğrafını görebilirsiniz. Normalde -en azından çevirisini- alacağım bir kitap değil ama biraz kapak tasarımına biraz da Asperger sendromunu konu almasına kendimi kaptırıp kitabı son anda sipariş sepetime ekledim. Dün gece okumaya başladığım bu kitabı sabah kalkar kalkmaz bitirdim. Kitabı çok beğenmediğim için ayrıntılı bir yorum girmeyeceğim o yüzden burada bir iki cümle ile hakkındaki düşüncelerimi özetleyeyim. 
Kitap 170 sayfalık oldukça ince bir kitap. Konusu ilgi çekici. Anlatımı da aslında oldukça akıcıydı. Gereksiz uzatmalar vs yoktu, her şey olması gerektiği hızda anlatılmıştı bence ama bu kitabı sevmememin yegane sebebi yazarın kalemiydi. Belki de bu durum çeviriden kaynaklanıyor gerçekten bilemiyorum ama ben anlatımı çok sevmedim. Dili çok basit gibi geldi bana ve bundan hiç hoşlanmadım. Tabi beklentim yüksek olduğu için hayalkırıklığım da bir o kadar büyük oldu. Ama benim düşüncelerimi bir kenara koyarsak kitabın genel olarak çoğu kişinin okuyup sevebileceği türde bir kitap olduğunu düşünüyorum çünkü her ne kadar ben kendisinden çok hoşlanmasam da kötü bir kitap olduğunu söyleyemem. 


Jaguar yayın evinden çıkan kitaplara olan hayranlığımı tekrar tekrar dile getirmek istemiyorum. Alışveriş listemi oluştururken yeni çıkan kitaplarda bu kitabı görür görmez hemen sepete eklemiştim çünkü hem yayın evini çok beğeniyorum hem de yazarın Hızlandıkça Azalıyorum adlı kitabını daha önce okumuş ve beğenmiştim. 

Yazar gerçeküstü anlatımla yazıyor kitaplarını ve sanırım matematiğe biraz takık biri. Okuduğu bölümden olsa gerek... Bazı kısımlardaki anlatımı bana fazla gelse de ben genel olarak kitabı beğendim. Bu tür her ne kadar okumayı çok tercih ettiğim bir tür olmasa da sanırım yavaş yavaş alışıyorum. Siz de eğer bu türde kitaplar okumayı seviyorsanız bu kitaba bir şans verin derim.


Camus'nun bu kitabını ne zamandır almak istiyordum, özellikle Can Yayınları bu kapak tasarımı ile kitabı basmaya başladığından beri... Sonunda kitabı satın alıp okuyabildim. Ama ya ben kitabı yanlış zamanda okudum ya da bu kitap bana pek hitap etmiyor. Kitabı sevmediğimi söyleyemem ama ben ana karakterden çok haz etmedim. Okuduğum en garip karakterlerden biri, öylesine umursamaz ki okurken deli etti beni. Olaylar karşısındaki tutumunu hiç sevmedim. Ya da belki de sadece onu anlayamadım, bilmiyorum fakat genel olarak ben bu kitabı pek sevmedim. 

Yine de kitabın değeri önemli bir kitle tarafından kabul edildiği için bir süre sonra tekrar okumayı düşünüyorum. Bakalım o zaman neler düşüneceğim hakkında.


İş Bankası Yayınları'nın Modern Klasikler serisini toplamaya talibim! Bu alışverimde de serinin 3 kitabını aldım. İçlerinde Zweig'i görmek sizi pek şaşırtmasa gerek. Korku'yu çoktan okudum ve tabi ki ba-yıl-dım! Diğerlerini de en kısa zamanda okumayı planlıyorum. 

Size diyeceğim tek şey, henüz Stefan Zweig ile tanışmamışsanız çok şey kaybediyorsunuz. 


Ray Bradbury'nin okuyacağım 3. kitabı olacak  Mars Yıllıkları. Her ne kadar yazar Karahindiba Şarabı ile beni hayal kırıklığına uğratsa da Fahrenheit 451 yüzünden kendisinden vazgeçemiyorum. Umarım yazarın bu kitabı kafamdaki karışıklıkları giderir. 


Ve gelelim varlığından haberdar olduğum andan itibaren okumak istediğim kitaba... Bu kitabın olayını bilmeyen yoktur sanırım ama ben ne olur ne olmaz diye bu konuya bir değineyim. Bu kitap günümüzde unutulmaya yüz tutmuş ama bazılarımız için hala çok özel olan nostalji kokan kelimeler ve anlamlarından meydana gelmiş. Bir nevi sözlük diyebiliriz yani. Ama neredeyse hiç kullanılmayan kelimeler sözlüğü... Ben dil aşığı özellikle de Türkçe aşığı bir insan olarak böyle bir kitabın varlığını duyar duymaz çok heyecanlanmıştım. Tamam belki kelimelerin birçoğu  başka dillerden dilimize geçmiş olabilir ama sonuçta vakti zamanında bizim dilimizde yer edinmiş. Ve onları böyle bir kaynakta görmek benim için inanılmaz bir mutluluk. Ve bize bu mutluluğu sağlayan Banu&Onur Ertuğrul çiftine binlerce teşekkür etmek istiyorum. 2015 senesinde sadece sosyal medya üzeriden her gün bu kelimelerden birini paylaştıkları serüven senenin sonunda bu güzel kitaba dönüşmüş ve bizler ile buluşmuş. Bu kitap benim için kitaplığımdaki en değerli kitaplardan biri. Bitmesin diye her gün bir sayfa falan okuyorum. Bittikten sonra da tekrar tekrar okuyacağım sanırım. 

Bu arada kitabın cildi de muhteşem. Dokusu vs. kitap ile birebir uyumlu. Sizin de kelimelere karşı özel bir ilginiz varsa bu kitabı mutlaka edinmelisiniz. 


Ve son olarak bu iki güzelliği aldım. Vintage Classics'in Jane Austen serisini uzun zamandır almak istiyordum ama ne zaman alışveriş yapacak olsam tükenmiş görünüyorlardı ve stokta olduğunu görünce hemen bir tanesini aldım. Kitabın dilinden çok emin olamadığım için hepsini almadım tabi. Kitap beklediğimden küçük çıktı. Kalım ama kısa... Bir de kapağı her an yırtılabilir gibi duruyor ama ben bayıldım bu kitaba. En kısa sürede tüm seriyi almayı planlıyorum, dili sevip sevmemem umurumda değil... Biraz savurganlık yapmanın kimseye zararı olmaz sanıyorum. 

Bir de Wonder yani Mucize'yi satın aldım. Bu tarz kitapların dili klasiklere göre oldukça basit olduğundan çevirisini almak istemedim çünkü neden bilmiyorum ama bu tür kitapların çevirileri hep vasat oluyor. Fiyat olarak her ne kadar daha pahalı olsa da hem çeviri riskine girmemek hem de orijinal okuma keyfinden mahrum kalmamak için bunu almayı tercih ettim. Beklentimi her ne kadar yüksek tutmak istemesem de -sonrasında düşüşüm hızlı oluyor çünkü- şimdiden harika bir kitap olacağını düşünüyorum. Umarım yanılmam. Okur okumaz da yorumunu gireceğimden emin olabilirsiniz. 


Ben bu güzellikleri okumak için elimdeki Orwell kitabını bitirmeye koyulayım size de ne okuyorsanız şu an keyifli okumalar ^^ 

Not: İdefix resmen 10 kitabı 3 ayrı kargo ile gönderdi. Bu sefer tedarik hızından hiç memnun değilimm. Bir de biz 10 tl'lik bir kitabı satın almak istesek üzerine 6 tl kargo fiyatı eklemeyi ihmal etmez ama kendisi tek kargoda 10 Tl'lik kitabı yolladı. Kendilerine sinirlenmedim değil. 


24 Nisan 2016 Pazar

Yorum: Tespih Ağacının Gölgesinde (Harper Lee)


Başlık: Tespih Ağacının Gölgesinde
Yazar: Harper Lee
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Sayfa: 240

Tespih Ağacının Gölgesinde adlı kitabı almayı düşünmüyordum ama D&R'da 9.90 Tl olduğunu görünce dayanamayıp aldım. Ve yoğun olmama rağmen oldukça kısa bir sürede de okumayı bitirdim. Bu kitap duyduğum kadarıyla Bülbülü Öldürmek'ten daha önce yazılmış. Basılma süreci nasıl gerçekleşti bilmiyorum ama ben birçok kişinin aksine bu kitap ile hayalkırıklığına uğramadım. 

Bülbülü Öldürmek Scout adlı küçük bir kızın ağzından anlatılmıştı, bu kitapta ise Scout artık 26 yaşında ve yaşadığı şehir olan New York'dan iki haftalığına Alabama'ya dödüğünde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını ya da aslında her şeyin aynı olduğunu ama onun bunu çok geç fark edip bocalamasını konu alıyor. 

Bülbülü Öldürmek benim için tüm zamanların gelmiş geçmiş en iyi kitaplarından falan değildi, o yüzden karakterlerin geçirmiş oldukları değişim ya da gerçek yüzlerini* görmek beni çok da üzmedi. İki kitabı karşılaştıracak olursak, Bülbülü Öldürmek küçük bir kızın ağzından anlatıldığı için inandırıcılığı bir yere kadar. Yani aslında Atticus Finch karakteri Scout'un kendi hayal dünyasında yarattığı kusursuz bir karaktermiş ve bu kitap ile biz onun da aslında diğerlerinden pek de farkı olmadığını görüyoruz. Tabi bu durum benim kafamda başka bir soruya neden oldu, o da annesi de olmayan Scout'un karakterinin nasıl oldu da bu şekilde şekillendiği. Calpurnia'yı unutmamak gerek tabi ama bu kitapta onun yerini düşününce Scout'u böylesine güzel yetiştiren kişi gerçekten de Calpurnia mıydı diye de düşünmüyor değilim.

Tespih Ağacının Gölgesinde kitabı ile ilgili aklımda birkaç soru, anlamadığım birkaç nokta da var ki aslında çok da önemli değiller bence o yüzden bunlara değinmeyeceğim. Ama bu kitapta beni üzen tek nokta Calpurnia'nın durumu oldu. Onun dışında bir hayalkırıklığım olduğunu söylersem yalan olur. Kitap ile aramda duygusal bir bağ kurmadan durumu değerlendirdiğimde bence ikinci kitaptaki (ki aslında ilk kitap) olaylar olması gereken yerde. 

Eğer Bülbülü Öldürmek romanını çok seviyor, Atticus Finch'e hayran falansanız bu kitabı okumanızı önermem. Tespih Ağacının Gölgesinde bana göre Bülbülü Öldürmek'in devamı niteliğinde değil. Ama tabi okumak isteyen bunu da okusun, şahsen ben okuduğum için bir pişmanlık yaşamıyorum. 

Bu arada ben Bülbülü Öldürmek'i İngilizce okumuştum bunu ise Türkçe. Ve çevirmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördüm bu kitapta. Püren Özgören gerçekten iyi çevirmenlerden biri. Bu kitabı böyle güzel çevirdiği için çok teşekkürler. 


Bibliomaniacs Puanı: