Transparent White Star

Playlist

17 Ekim 2014 Cuma

Top 5 Cuma: En Güzel Sophie Kinsella Kitapları

Sophie Kinsella benim için chick-lit romanlarının kraliçesidir, kim ne derse desin. Kendisinin birçok romanını okumuş biri olarak bu haftaki Top 5 listesini neden onun kitapları ile ilgili yapmıyorum dedim kendime. Listede beklediğinizin aksine Alışverişkolik serisini göremeyeceksiniz. Çünkü herkesçe bilindik o kitaplar yerine belki çok da konuşulmayan başka kitaplarından bahsetmek istedim. Ve işte buyurun o liste:  

#5 - The Undomestic Goddess



İş kolik bir avukat olan Samantha iş yerinde öyle bir hata işler ki tek çareyi yaşadığı yerden olabildiğince uzağa kaçmak olduğunu düşünür. Ve kendini şehir merkezinden uzak bir evde hizmetçi olarak işe başlamış bulur. İşin komik yanı ise Samantha'nın ev işleri ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.

Diğer Sophie Kinsella romanlarının aksine bu romanın başlangıcı benim için pek de parlak değildi açıkçası. Ama olay örgüsü geliştikçe ben de kitabı sevmeye başladım. Klasik Sophie Kinsella tarzı ile farklı bir konu işlenmiş bu romanda ve de çok da güzel olmuş. Eminim Sophie Kinsella romanlarını okumayı seven herkes bu kitabı da sevecek.

#4 - Can You Keep a Secret? 

Can You Keep a Secret? Emma Corrigan'ın savunmasız bir anında nasılsa bir daha karşılaşmam diye düşünüp en önemli sırlarını anlattığı adam ile tekrar karşılaşması ve bunun sonucunda değişen hayatını anlatıyor.
İtiraf etmeliyim ki Emma'nın sırrını hatırlamakta zorluk çekiyorum şu anda, okurken bu kitabı ne kadar sevdiğimi ve sonrasında yazarın diğer kitaplarını aynı hızla okumaya başladığımı hatırlıyorum ama o sır neydi işte onun hakkında hiçbir fikrim yok. Sanırım kitabı tekrar okumalıyım ^^. 

#3 - Twenties Girl



Hayalperest biri olan Lara Lington için yaşadıkları hayalin de ötesindeydi. Hatta kafayı yiyor olmalıydı zira ölmüş büyük annesi ile -eğer hortlamadıysa- konuşuyor olmasının ihtimali yoktu.

Bu kitap diğer Sophie Kinsella kitaplarından birazcık farklı aslında, özünde tabi ki bir chik-lit ama fantastik bir kitap tadında. Bir de romantizmden çok aile daha ön planda. Tabi bu kötü bir şey mi? Hayır, aksine çok daha farklı ve güzel bir hava katmış kitaba.   

#2 - Remember Me



28 yaşındaki Lexi Smart bir gün hastanede uyanır ve geçmişe dair hatırladığı son şeyin aslında 3 yıl önce olduğunu fark etmesi biraz zaman alır. Yaşamı mükemmel bir yola girmiş gibi gözükse de bir şeylerin eksikliğini hep hisseder.


Remember Me hiç şüphesiz Sophie Kinsella'nın en sevdiğim kitaplarından biri. Nedense hafıza kaybı konulu kitaplara/filmlere karşı hep abartılı bir ilgim olmuştur. Konu chick-lit oldu mu hafıza kaybı sanırım her yazarın ufak da olsa kaleme aldığı konulardan biri. Tabi bu kitabı sevmemin bir diğer etkisi bana biraz da olsa While You Were Sleeping filmini hatırlatıyor olması.

#1 - I've Got Your Number



Hayatta şanstan yana pek de yüzü gülmemiş olan Poppy Wyatt tam da hayallerinin adamı ile evlenmek üzere iken bir gün paha biçilemez aile yadigarı olan nişan yüzüğünü kaybeder, telefonunu da kaybetmesi işin cabası tabi. Neyse ki bir şekilde eline bir telefon geçer ve en azından arkadaşları ve akrabaları ile iletişim kurabileceği bir kaynağa sahip olmuş olur. Tek bir sıkıntı var ki o da bu telefonun sahibi olan ünlü iş adamı Sam Raxton'un telefonunu istiyor olması.

Sophie Kinsella'nın en sevdiğim kitabı kesinlikle I've Got Your Number. Sebebi ne gerçekten bilmiyorum ama Sophie Kinsella denildi mi aklıma Alışverişkolik serisinden ziyade bu kitabı geliyor. Bakın şimdi kitabı bir defa daha okuyasım geldi hatta. 

<ahref="http://www.bloglovin.com/blog/13029315/?claim=fh84vx7a7gb">Follow my blog with Bloglovin</a>

13 Ekim 2014 Pazartesi

Eylül Ayı Kitap Alışverişi 2


       
Ağustos ayını kitap alışverişi yapmayıp kütüphanemde okumadığım kitapları okuyarak ya da arkadaşlarımın beğendiği kitapları onlardan alarak geçirdikten sonra Eylül ayında dayanamayıp çok güzel bir kitap alışverişi yaptım. Dayanamayıp diyorum çünkü şuan hala okunmayı bekleyen bir sürü kitabım var. Ama elbette bir bibliomaniac asla kitaba doymaz veeee işte bu ayki kitap alışverişim :))


Vefa Apartmanı - Sadık Yalsızuçanlar : Bu ayki kitap alışverişimi arkadaşlarımın çok övdüğü, severek okudukları yazarların kitapları oluşturuyor desem yeridir. İşte ilk kitabım da bunlardan biri. Bu kitabı almamın sebebi iki tane. Birincisi yazarının çok övülmesi ikincisi tarih kokması. Ve yine ben ve tarih. Ama bu sefer yakın tarih ile ilgili hem de öyle buram buram değil biraz değinmiş sanırım yazarımız. Ana karakterimiz Adnan Menderes'in yakınında olmuş ve Yassıada'da idama mahkum edilmiş bir bürokrat. Bu bilgiyi edindiğim gibi sipariş listeme ekledim kitabımızı. 



Aşkullah  - Tolga Akpınar : Bu kitap karşıma sanırım Kitapyurdu.com'un ana sayfasında çıktı, doğrusu çok da emin değilim. Emin olduğum şu ki kapak tasarımına bayıldım. Bu kitapla hem ilk kez bu yazarın bir kitabını okuyacağım hem de ilk kez bu yayın evinden bir kitap okuyacağım ama hakkını vermek lazım Ahir Zaman Yayınları harika bir kapak tasarlamış. Şimdi demeyin sakın tek kapak tasarımına göre mi aldın kitabı diye bu kitap hakkındaki yorumlar da bir muhteşem. Biran önce okuyup yorumla döneceğim^^



Mavi Kuş - Mustafa Kutlu : Bibliomaniac arkadaşım Ahsen'in geçen hafta paylaştığı yorumdan tanıyoruz yazarımızı. Sınıfta Uzun Hikaye kitabının çokça okunup bolca sevilmesinden dolayı ben de dayanamayıp bir Mustafa Kutlu kitabı aldım. Çok beğeneceğimi düşünüyorum. Okuyup görelim :)



Bir Değirmendir Bu Dünya - Cahit Zarifoğlu  : Ve yine bir tavsiye kitap. Cahit Zarifoğlu'nu diziyle tanıdığım gerçeğini itiraf etmekten utanıyorum fakat bir yandan da diyorum ki "iyi ki tanımışım". Bu kitabı öykülerden oluşuyor. Eminim ki çok seveceğim ve bana çok şey katacak bir kitap olacak.


İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens : Aslında bu kitabı almak hiç niyetimde yoktu zaten almıyordum da. Kitapyurdu'na önce 1984'ü sipariş verdim hani şu muhteşem distopik roman. Sonrasında siparişimin verilmediğini bir hata oluştuğunu fark ettim tam tekrar sipariş edecekken neden 1984'ü alıyorum zaten dersten dolayı az buçuk bildiğim bir kitap farklı bir roman alayım dedim ve bu klasiği almaya karar verdim. İngilizce'sini almayı çok istedim aslında ama maalesef cep boy yoktu ve olanlar da çok pahalıydı ben de Türkçe'sini almak zorunda kaldım ama Can Yayınları'nın çevirisine güvenim sonsuz.^^



Yorum: To Kill a Mockingbird / Bülbülü Öldürmek



Başlık: To Kill A Mockingbird
Yazar: Harper Lee
Yayınevi: Warner Books
Sayfa: 376
"Shoot all the blue jays you want, if you can hit 'em, but remember it's a sin to kill a mockingbird."

Asıl yoruma geçmeden söyleyeyim : Mockingbird'ün anlamı bülbül değil alaycı kuş. Kitabın çevirisine aldanıp da yanlış bir şey öğrenin istemem. Ticari bir kaygı ile kitabın orijinal adının böyle katledilmesine yüreğim elvermedi zira bu isim kitabın kitabın kilit noktalarından biri bu yüzden şöyle kısa bir bilgilendirme yapayım dedim. Yine de "İstediğiniz kadar şakrak kuşu vurabilirsiniz ama bülbülü öldürmek günahtır, bunu asla unutmayın." diye bu efsane repliği sesli söyleyince bülbül yerine alaycı kuş demek pek de güzel gelmiyor kulağa doğruya doğru. 

Bu kitap aslında öyle çok da ben burada anlatayım siz de gidip bir okuyun tarzında bir kitap değil. Örnek vermek gerekirse bir Hayvan Çiftliği (George Orwell)'ndeki derinlik var bu kitapta. Hayvan Çiftliği incecik bir kitap ama kurcalansa aslında 500 sayfalık bir kitaptan daha mühim şeyler var içeriğinde. Bu nedenle sanki ben burada bir şeyler söyleyeceğim de kitabın hakkını veremeyeceğim gibi geliyor ya neyse deneyip görelim. 

Kitap Scout isimli küçük bir kızın ağzı ile yazılmış, ve aslında yazarı Harper Lee'nin 1936 yılında yaşadığı bir olaydan esinlenilmiş. Bu arada Harper Lee bir kadın, sakın ha ismine kanıp da erkek sanmayın. Bu hatayı ben yaptım siz yapmayın! Kitap iki kısma ayrılmış gibi, ilk bölümünde Scout ile abisi Jem'in mahallelerindeki Boo Radley adında evinden hiç çıkmayan bir adam ile ilgili meraklarını, düşüncelerini okuyorsunuz. İkinci kısımsa, işte orası çok derin. Bu kısımda babaları Atticus Finch'in avukatlığını üstlendiği masum bir siyah adamın davası boyunca yaşadıklarına tanık oluyorsunuz. 

Ben Bülbülü Öldürmek kitabını Boyalı Kuş romanı ile birlikte okumuştum ve ne tesadüftür ki farklı yer ve zamanda her ikisinde de sırf renklerinden dolayı haksızlığa uğrayan, eziyet çeken masum hayatların hikayelerine tanık oldum. Şöyle bir geriye dönüp baktığımda Bülbülü Öldürmek romanı anlatım olarak biraz daha hafif kalıyor tabi diğer romanda eziyet gören kişi asıl kahraman olunca.. Neyse daha fazla Boyalı Kuş'tan bahsetmeye gerek yok buyurun ayrıntılı yazım burada: tık tık. Bülbülü Öldürmek ise bir sanıyorum bir çocuğun gözünden anlayabildiği kadar çevresinde olanlarla ilgili görüşlerini okuyoruz. Yine de bir çocuğun gözünden anlatılmasına rağmen çoğu yerde oldukça derin analizler yapıldığını görmek şaşırtıcı olmadı desem yalan olur. 

Bu kitapta bir çocuğun gelişimine, başkalarının dediklerine aldırmayan sonuna kadar kendi inandıklarını hayatının felsefesi olarak belleyen bir adamın mücadelesine, insanların adaletsizliğine tanık oluyorsunuz. Belki bir çocuğun ağzından yazıldığı için masumane bir yanı var kitabın ama şöyle bir düşününce işler hiç de öyle değil. 

Son olarak Scout'un aklıma kazınan bir sözü ile yazıma noktayı koyayım.


 “I think there’s just one kind of folks.  Folks.” / “Bence bir tür insan var. İnsanlar var işte…” 

–Scout Finch


Bibliomaniacs Puanı:



Uygun Fiyat Listesi:

İdefix: 17.18 TL (İngilizce)
İdefix: 13.50 TL (Türkçe)
D&R: 13.50 TL (Türkçe)
Kitapyurdu: 13.68 TL (Türkçe)


11 Ekim 2014 Cumartesi

Yorum: Boyalı Kuş



Başlık: Boyalı Kuş
Yazar: Jerzy Kosinski
Yayınevi: E Yayınları
Sayfa: 234

Aslında hakkında söyleyecek o kadar çok şey varken acaba hangisini söylesem, nasıl söylesem diye durup kara kara düşündüğüm kitaplardan biridir Boyalı Kuş. Emin olduğum tek bir şey var ki doğuştan boyalı bir kuş olan daha çocuk yaşta akıl almaz işkencelere maruz kalan bir insan evladının hikayesini anlatan bu kitabı okuduğunuzda siz de benim gibi uzunca bir süre etkisinden çıkamayacaksınız. 

Bu kitap hakkındaki yorumları okuduğumda oldukça hoşuma giden bir betimleme ile karşılaşmıştım. O dönemin Avrupa'sını sarışın Avrupa olarak adlandırmış bir blog yazarı ve bence oldukça de yerinde bir tabir olmuş. Sarışın Avrupa'da kara kaşlı ve kara gözlüysen hele de kendini savunamayacak kadar güçsüz ve küçüksen işin çok zor demektir hatta neredeyse hiç şansın yok demektir çünkü Alman askerlerinden tutun -ki onlara asker demek inanın hiç içimden gelmiyor- köylü erkeklere, kadınlara kadar hatta ve hatta çocuklara kadar herkes insanlıktan çıkmış durumdadır. Bunlar gerçekten insan mı, böyle şeyler mi olmuş yani diye kaç defa düşünüp durdum. Zamanında genç, yaşlı, kadın, erkek demeden sırf renkleri farklı diye insanlara o kadar eziyet etmişler ki benim yüreğim bu yazılanları okumaya nasıl el verdi hala şaşırıyorum. Sanıyorum olaylara yakından tanık olmadığım, kulağa sadece korkunç bir hikaye gibi geldiğinden kitabın sonunu getirebildim yoksa mümkün değil başaramazdım. Tüm bu yaşananların en büyük nedeninin inancın gittikçe yok olmasından kaynaklandığını düşünüyorum çünkü eğer siz de kitabı okursanız ya da çoktan okumuşsanız göreceksiniz/görmüşsünüzdür ki sonlarına doğru baş karakterin de inancında zedelenmeler oluyor ve işte o zaman sarışın Avrupa'nın masum bir çocuğu nasıl da bir canavara dönüştürdüğüne tanık oluyorsunuz ve bu durum öyle ürkütüyor ki insanı. Bir de tabi insanların var olduklarını sandıkları akıl sır ermez hurafeler var ki, 'o aklını neden kullanmıyorsun be adam, paslanacak neredeyse!' dedirtiyorlar insana.

Yazar bu kitap için kurgu demiş ama bence hiç de öyle değil zira eğer Kosinski'nin hayatını çok az da olsa araştırırsanız kitapta geçenler ile onun yaşadıkları arasında ne kadar da çok benzerlik olduğunu göreceksiniz, göreceksiniz ve daha da kötü olacaksınız. Bu durumun en başından beri farkında olan ben işte biraz da bu yüzden kitabı bitirmekte güçlük geçtim. 'Daha fazla devam edemeyeceğim' diyerek kaç defa okumayı bıraktığımı inanın sayamadım hele de otobüste kitap okumaya bayılan biri olarak bu kitabı en çok otobüste okurken kötü oldum, otobüs tutmaya başladı beni o derece kötüydü. Umarım sonlarına doğru bazı satırları okumadan geçtiğim için kimse kınamaz beni, elimde olan bir şey değildi sadece eski ben olarak kalmak istedim, bir kitabın hayatımda yıkıcı etkileri olmasını istemedim zira ben de bir insanım, benim de bazı sınırlarım var ve film izlerken değil ama kitap okurken olayların etkisinde çok fazla kalıyorum. 

Bu kitabı bitirdikten sonra söylediğim ilk şey 'çok şükür...' oldu, çok şükür inancımız var, çok şükür böylesine insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmadık, çok şükür zor durumda kaldığımızda yardımımıza koşacak insanlar var... Sanırım bundan sonra, 'a, hayır o öyle bir şey yapmaz bu kadarı da insanlık dışı' gibi bir laf etmeyeceğim daha doğrusu edemeyeceğim çünkü basbayağı oluyormuş böyle şeyler, çünkü zulüm söz konusu olduğunda insanlar gerçekten de sınır neymiş bilmiyorlar. 

Not: Eğer çok fazla duygusal biriyseniz kapağının güzelliğine aldanıp da bu kitabı okumayın.



Bibliomaniacs Puanı:


Uygun Fiyat Listesi:

İdefix: 15 TL
DR: 15 TL
Babil: 15 TL
Okuoku: 14 TL





10 Ekim 2014 Cuma

Top 5 Cuma - Edebiyattan Esinlenilen En Güzel 5 Otel



#1 - Hôtel de Glace, Kanada

Hotel de Glace Jules Verne'in Dünyanın Merkezine Seyehat adlı romanından esinlenilmiş ve temasına da Kışın Merkezine Seyehat (Journey to the Center of Winter) adı verilmiş. Bu otel her yıl tekrar inşa edilmekte ve ziyaretçilerine kapılarını açmaktadır. 

Dünyanın merkezinde uyumaktansa buz ve kardan oluşturulmuş bir otelde uyumayı tercih edeceğimiz kesin tabi ama yine de ne kadar güzel ve rahat olur işte ondan pek emin değilim.



#2 - Inn BoonsBoro, Frederick, Maryland


Bu otelin sahibinin Nora Roberts olduğunu söylesem ?.. Gerçi hayranlarının çoktan bu otelden haberi vardır ama bizim gibi çok da Nora Roberts okumayı tercih etmeyenler için ilginç bir bilgi olacaktır diye düşünüyorum. 

Otelin ilginç yanı tabi ki sahibinin Nora Roberts olması değil, bu listede yer almasını sağlayan sebep 2009'da açılan bu otelin 8 odasından her birinin ünlü bir edebiyat çiftinden esinlenerek dizayn edilmiş olmasıdır. Ve hepsi de kendi mutlu sonlarını bulan çiftlerdir, mesela Jane ve Rochester, Wesley ve Buttercup. En güzeli ise her odada esinlenildiği kitabın bir kopyası bulunmakta ve oda baştan sonra o roman ve geçtiği döneme göre dekore edilmiş. Eminim bu otele gitmek isteyen çok kitap kurdu vardır!




#3 - The Sylvia Beach Hotel, Nye Beach, Oregon

Benim kişisel favori otelim ise bu, nedenini merak ediyorsanız sanırım sadece "Jane Austen" demem yetecektir. 

Harika başka bir şey de, bu otelde ne TV var ne wi-fi hatta radyo ve telefon bile yok! Yani tek yapacağınız şey okumak, okumak ve yine okumak. Otelin odaları Klasikler, Çok Satanlar ve Romanlar olmak üzere üçe ayrılmış ve en pahalısı da tabi ki Klasikler kısmıymış. Bu odalar, Mark Twainden tutun Jane Austen'a, JK Rowling'e ya da Dr. Sesuss'a bir çok harika yazardan esinlenilerek dekore edilmiş. 

Bir de çok da güzel bir kütüphane bölümü varmış, bizden demesi.



#4 - The Hobbit Motel, Yeni Zellanda

İşte bu da dünyanın ilk Hobbit oteli. İsteyenler Bilbo ya da Fredo gibi yaşayabilirler.  Ve üzgünüz ama yüzük falan yok! Yani yoktur sanırım. 



#5 - Radisson Sonya Hotel, St. Petersburg, Rusya


Ve son olarak da Rusya'daki Radisson Sonya Oteli.. Utanarak söylemeliyim ki şimdiye kadar Dostoyevski okumuş bir insan değilim. Belki bir gün bunu da başarırım kim bilir... Bu oteli listeye eklememdeki sebep ise, yapımda emeği geçenler epey uğraşmışlar gibi, eh madem öyle ben de paylaşayım istedim.

Otelin esin kaynağı muhteşem -öyle duydum- eser Suç&Ceza. Kitabı okumadım ama duyduklarıma göre en güzel seçenek bu mu olmalıydı gerçekten diye düşünmüyor değilim. Bu otelin en sıradan odasınd Rafael’in Sistine Madonna'sına rastlayabilirsiniz ya da Dostoyevski'nin somanlarında sıkça söz ettiği -söyleyenlerin yalancısıyım- tabloya, ve hatta yazarın kendi çalışma masasının benzerlerine de... Ve tabi nereye baksanız Rus dokusunu, renklerini göreceksinizdir. 


Kitaplara aşık bir kişi olarak eğer bir gün bu otellerin olduğu şehirlerden birine yolum düşerse -ne yol olurmuş o be!- bu oteller dururken başka bir otele gideceğimi hiç zannetmiyorum. Bir kitapsever daha ne isteyebilir değil mi :) 



7 Ekim 2014 Salı

Eylül Ayı Kitap Alışverişi



Evet yeni kitap yok dediğim aylardan birini daha geride bırakmış bulunuyoruz. Her ne kadar kendime söz versem de konu kitap oldu mu kendimi tutamıyorum, ne yapabilirim. Neyse ki alıp da kitaplığım ücra köşelerinde tozlanmaya bırakmıyorum, o kitaplar mutlaka okunuyor ve ben de içimi bu şekilde rahatlatıyorum. 

Boyalı Kuş - Jerzy Kosinski : Bu kitap hakkında o kadar çok yorum okudum ki sonunda kitapyurdu'nda kapak tasarımını görür görmez alışveriş sepetime ekledim.  Şu sıralar yeni takıntım, güzel tasarlanmış kitap kapakları... Tabi sadece kapağına bakıp almıyorum, yok öyle bir dünya. Boyalı Kuş'u bir süredir okuyup bitirmeye çalışıyorum ama olaylar o kadar etkiliyor ki insanı henüz bitirebilmiş değilim. Her bölümden sonra olayları sindirmek için zaman tanıyorum kendime, eh hal böyle olunca sonunu görmek henüz nasip olmadı. Ama çok az kaldı, bitirir bitirmez yorumla geleceğim.

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J.D Salinger : The Catcher in the Rye uzun süredir almak istediğim kitaplardan bir diğeriydi ve nedense kitabın Türkçesine bakmak aklıma gelmemiş hiç. Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabı hakkında da çok paylaşım yapılıyordu internette, ama içeriğine hiç bakmamıştım onun. Demem o ki, iki kitabın da aslında aynı kitap olduğunu yeni öğrenmiş bulunuyorum. Nasıl da utanç verici bir durum. Tamam belki yazarlarına dikkat etmeme konusunda suç benim ama yani The Catcher in the Rye ve Çavdar Tarlasında Çocuklar.. Çevirisi bu mu olmalıydı gerçekten!. Neyse en iyisi bu konuyu uzatmayayım ve kendi ayıbımla bir süre baş başa kalayım. Sadece gelecek olursam, YKY'nin kitapyurdu.com 'da  -yanlış hatırlamıyorsam- %50 gibi harika bir indirimi vardı ve ben de işte vakit bu kitabı alma vaktidir dedim ve aldım. Bekliyorum ki elimdeki kitapları bitireyim de bu kitabı okumaya başlayayım. Bu sefer abartmayıp aynı anda birden fazla kitap okumayacağım ahtım var. Bu kitabı bir güzel sindire sindire okuyacağım, hakkını vereceğim.

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali : Sevgili bibliomaniac arkadaşım Betül'cüm Sabahattin Ali'yi ne kadar sevmiyorsa ben de bir o kadar seviyorum. Ve sonunda İçimizdeki Şeytan romanını da almayı başmış bulunuyorum. Umarım bahsedildiği gibi harika bir romandır, gerçi Sabahattin Ali'nin beni yanıltmasını beklemiyorum ama Betül'ün Kürk Mantolu Madonna yorumundan sonra acaba onun düşüncelerinin etkisinde kalmış olabilir miyim, kitaba haksızlık eder miyim diye korkmuyor değilim.

Doctor Who Shada - Gareth Roberts & Douglas Adams : Ve sonunda Shada romanıma kavuştum! Okumak İçin Sabırsızlanıyorum listemde kendisinden kısacık bahsetmiştim. Çok güzel bir tesadüf oldu ve indirimli hali bile 20 TL'den düşük olmayan bu kitabı DR'ın muhteşem bir indirimi ile 9.90 TL'ye aldım, hattı arkadaşımı da kandırdım ve ona da aldırdım. Mutlu muyum? Hem de nasıl :) Konu Doctor Who olunca ne yapacağım hiç belli olmuyor benim.

Golem ve Cin - Helene Wecker : Bu kitabı nasıl oldu da aldım inanın hiç bilmiyorum. Daha önce ne almayı düşünmüşlüğüm vardır ne de oturup hakkında bir şeyler okumuşluğum. Tamam kitap bloglarında, goodreads'te gördüğüm oluyordu ama durup da ben bu kitabı alayım dediğim olmamıştı. İndirim kurbanı mı oldum, şanslısı mı okuyup göreceğim. Ama internete göre pişman olmayacağım gibi.



30 Eylül 2014 Salı

Yorum: Uzun Hikaye


Başlık: Uzun Hikaye
Yazar: Mustafa Kutlu
Yayın Evi: Dergah Yayınları
Sayfa: 115

Ben sırtüstü çayıra uzanıyorum.
Gece göğü yıldızlarla kaplanmış.
Irmağın fısıltısı yaklaşıp, uzaklaşıyor.
Ara sıra ishak kuşunun feryadı işitiliyor.
Birkaç hayal kanat takıp havalanıyor. 

Kitabı bitirmemin üzerinden birkaç saat geçti ama ben hala bu dizeleri okuyorum. Çok feci etkisinde kaldım galiba, nasıl kurtulacağım bu durumdan bilmiyorum. Aslında kurtulmak istiyor muyum onu hiç bilmiyorum. 

Uzun Hikaye, Mustafa Kutlu'nun okuduğum ilk kitabı. Öyle görünüyor ki okuduğum son kitabı da olmayacak, açıkçası tüm kitaplarını almayı planlıyorum. Biraz abartıyorum gibi gelebilir ama inanın çok sevdim ben bu kitabı. Sanırım Uzun Hikaye gibi, yazarın diğer kitapları da böyle ince yani bir oturuşta bitecek ama ömür boyu hatırlanacak hikayelerden. Sevgili yazar uzun uzadıya betimlemeler yazıp, edebiyat yapmayı sevmiyor anladığım kadarıyla. Bir duygusallık var satırlarında ama kesinlikle işin cılkını çıkarmamış. İşte bu da daha değerli yapıyor yazdıklarını bence zira tam da bugünlerde edebiyat yapmak için edebiyat yapan yazarlardan -ismi lazım değil- bıkmış usanmış durumdaydım neyse ki bu kitap karşıma çıktı. Ne varsa eskilerde var aslında, her ne kadar güncel kitapları çok beğeniyor olsam da yok arkadaş kimse eskilerin verdiği tadı vermiyor. Ben bu kitabın satırları arasında dolaşırken sanki ben de hikayenin kahramanlarının yanına gidip onlar ne yaşadılarsa yaşadım. Güzel anıma mı denk geldi acaba diyeceğim ama yok, iki günde bitirdim ben bu kitabı ve her elime alışımda çok başka yerlere gittim. Yani aslında öyle ahım şahım olay örgüsü falan yok, gayet klasik şeyler ama öyle güzel yazılmış ki insanın içi gidiyor. Neyse sevgili kitap severler bu noktadan sonra benim kronik duygusala bağlama noktam, daha fazla yazmasam herkes için daha iyi olacak gibi :)  Siz iyisi mi, alın bu kitabı okuyun. 115 sayfa elinize yapışmaz ki, tabi ben öyle öykü okumayı sevmem derseniz orası başka tabi ama yine de gönül ister ki herkes okusun bu kitabı, şöyle bir eskilere gitsin güzelleşsin geri gelsin. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, bir ara nedense Cengiz Aytmatov'u okuyormuş hissine kapıldım ama kesinlikle yazım tarzları aynı değil iki yazarın zira Cengiz Aytmatov okuyanlar bilir sağa baksanız betimleme sola baksanız betimleme oysa Uzun Hikaye öyle değil, sanırım tek ortak noktaları köy/kasaba yaşantısını böylesine gerçekçi ve güzel bir biçimde anlatmaları. Biraz nostaljiye kim hayır der ki! Ne diyordum.. Evet, siz en iyisi bu kitabı bir okuyun :) 

Bibliomaniacs Puan: 



Uygun Fiyat Listesi

DR: 6 TL
İdefix: 6 TL
Babil: 6 TL
Kitapyurdu: 6.40 TL