Transparent White Star

Playlist

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Yorum: Sineklerin Tanrısı (William Golding)



Başlık: Lord of The Flies (Sineklerin Tanrısı)
Yazar: William Golding
Yayınevi: ff
Sayfa: 225



Blog yazılarımda distopya romanlarını (özellikle Orwell'in 1984'ünü) ne kadar sevdiğimden defalarca bahsetmişimdir. Sizleri bilmem ama ben günümüz dünyasından bambaşka bir dünya yaratılan bu romanlara bayılıyorum hele de bu kitaplar metafor ve sembollerle dolu oldu mu benim için bu metaforların ne anlama geldiğini bir yapboz çözermişcesine çözmek gibisi yok diyebilirim.

Sineklerin Tanrısı da William Golding'in II. Dünya Savaşı'ndan sonra yazdığı distopik bir roman. Kitap Ralph ve Domuzcuk (Piggy) isimli iki İngiliz çocuğun arasında geçen konuşmalarla başlıyor. Bu iki çocuk, atom bombalarından korunmak üzere güvenli bir yere görütülmeye çalışılırken uçaklarının kaza yapması sonucu ıssız bir adaya düşen çocuklardan sadece ikisidir. Adada sadece çocuklar vardır, erkek çocukları. Yaşları ise 6-12 yaşları arasındadır. Başlangıçta demokratik bir şekilde aralarından bir temsilci seçip, kurtulmak için planlar yapan bu çocuklar yavaş yavaş vahşileşmeye başlarlar. Kitap bu yönüyle her ne kadar oldukça karamsar görünse de sonraları umudun hala var olduğunu görüyorsunuz.

Başlangıçta tüm çocuklardan nefret edeceğimden korkmuş olsam da sonradan aslında bütün çocukların farklı özellikleri olduğunu fark ettim. Mesela Domuzcuk oldukça zeki bir çocuktur, aslında içlerinde kafası doğru düzgün çalışan da odur ama belki de sırf bu yüzden diğer çocukların alay konusu olur, güya görünüşü ve astımı olduğu için dışlanır. Bunun yanı sıra liderlik özellikleri olan Ralph ve Jack vardır aralarında. Ralph iyi bir liderken Jack oldukça kötüdür. Aklı fikri avlanmaktadır, güç sahibi olmaktır. Ya da mesela oldukça masum olan Simon vardır veya sadece liderler tarafından bir o yana bir bu yana çekilenler de vardır. Aslında herkesin içinde biraz iyilik ve biraz da kötülük vardır ve bu kitap da bize bazı çocuklarda iyi galip olurken bazılarında kötünün galip olduğunu gösteriyor.

Anlayacağınız adada her türlü çocuk vardır. Bu yüzden kitapta her ne kadar çocukların doğuştan vahşi dürtülerle doğduğu iddia edilse de aslında öyle değildir.  Golding büyük bir titizlikle çevre etkisinin yaş itibariyle kişiliğin gelişiminde çok önemli bir etkiye sahip olduğu dönemdeki çocukların, her ne kadar aynı çevrede olsalar da yine de son tercihin onlara kaldığını; isteyenin kötü, isteyeninse iyi olmayı seçebildiğini çok net bir şekilde gözler önüne sermiştir bu kitabında. 

Dili bakımından en sevdiğim distopya romanı olduğunu söyleyemesem de, Sineklerin Tanrısı'nın okuduğum diğer tüm kitaplar ile bir kıyaslama yapınca en iyilerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Okudukça ne kadar parlak bir zekanın ürünü olduğunu anlıyor insan, özellikle Sineklerin Tanrısı nedir, ne değildir kısmına gelindi mi.. Zaten şu ana kadar -Çağdaş-Romantik Distopyaları saymazsak- okuduğum tüm distopyalar oldukça iyiydi. Yavaş yavaş kötü distopya romanının hiç yazılmadığını düşünmeye başlayacağım ^^

Son olarak ben kitabı hem Türkçe hem de İngilizce okudum.. İngilizce olanında kitabın dışında, Stephen King'in yazmış olduğu tanıtım yazısına ve Türkçe olanında ise Mina Urgan'ın kitaba büyük bir açıklık getirdiği sondaki yazısına bayıldım. Stephen King, kitaba olan merakımı kat kat arttırırken, Mina Urgan ise kafamdaki yapbozun eksik parçalarını bir bir tamamladı. Yani benim aklımda kitaba dair herhangi bir soru kalmadı. İmkanınız varsa eğer ikisini de okumanızı tavsiye ederim ama  yoksa da Mina Urgan'ın sonsözüne kesinlikle bakmalısınız derim, özellikle de sembolleri anlamakta çok iyi değilseniz çok faydasını göreceksinizdir. Yoksa sembolleri anlamadım bu kitap öylesine bir kitap olup geçer hayatınızdan, benden söylemesi ^^ 



Bibliomaniac Puanı:


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme